Son Vaaz

  1. Bölüm

Dünya üzerilerine çöken karanlığa inat, onlar derin bir dinginlik içindeydi. Adımları toprağı incitmekten korkar gibi hafifti. Kardeşleri, neşeyle onu öpüp uğurladıktan sonra evlerine çekildiler. O sırada kızı Auda, bir sarmaşık gibi babasına sarıldı. Başak sarısı saçları belinden aşağı bir altın şelalesi gibi dökülüyordu. Gökyüzünü kıskandıran mavi gözleri, içindeki taşkın sevinci taşıyamayıp yaşlarla buğulandı. Al yanakları utangaç bir pembeleşmeyle parladı. Lautard, kızının titreyen omuzlarını şefkatle tuttu: — Benim inci tanem, bu yaşlar hangi sevincin bedeli? — Sevinçten baba, sadece sevinçten… Yaşamın boyunca tek bir karıncayı incitmedin, hiçbir gönle hüzün düşürmedin. Biliyorum ki vakti geldiğinde ruhun bu fani bedene tutsak kalmayacak. O yüce ışık deryasına, sonsuz sevginin kaynağına bir nehir gibi akacaksın. Bundan daha büyük bir onur olabilir mi?
Lautard, kızının alnına huzur dolu bir öpücük kondurdu: — Teşekkür ederim melek kızım. Sen de o yüce kalbin bir aynasısın. Biz boşuna kendimize “Kathar” demiyoruz; biz arınmışlığın, saflığın yolcularıyız. İnancımız bize ışığı öğütler. O gece sofradaki her lokma şükürle yendi. Uykuya çekildiklerinde Lautard, hayat arkadaşı Anna’ya sıkıca sarıldı. Anna, kocasının kollarında bir tüy kadar hafiflemiş, içindeki sevgi şelalesinin şırıltısıyla esrik bir uykuya dalmıştı. Yüzünde, ruhunun dinginliğini ele veren kocaman bir tebessüm vardı.
Henüz güneş uykusundan uyanmadan Lautard ayağa kalktı. Baltasını kuşanıp öküzleri kağnıya koştu. Sadık köpeği Leydi, bir gölge gibi peşine takıldı. Köyün taş parkeli sokaklarından geçerken horoz sesleri sabahın sessizliğini yırtıyordu. Ormana vardığında, öküzleri için taze bir otlak bulmanın çocuksu neşesini yaşadı. Lautard, her zamanki hassasiyetiyle sadece kurumuş dalları topladı. Canlı bir ağacın özsuyunu akıtmaya hiçbir zaman eli varmamıştı. Balta darbeleri tepede yankılanırken zihni dünkü ayine kaydı. Cemaat içindeki mertebesi, ulaştığı o ruhsal olgunluk yüzündeki ışıltıyı daha da belirginleştiriyordu. Düşündü; bugüne kadar kime kötülüğü dokunmuştu ki? Ayinde “hiç günah işlemedim” diyerek kibirlenmek istememiş, “Mutlaka işlemişimdir ama şu an aklıma gelmiyor,” diyerek tevazusunu korumuştu. Yalan, onun diline uğramayan tek misafirdi.
Dönüş yolunda kağnı, odunların ağırlığıyla inleyerek ilerliyordu. Köyün taş evlerine bakarken insanların ustalığına, taşların birer sanat eseri gibi yontuluşuna gülümsedi. İhtiyarlar kapı önlerinde huzurla fısıldaşıyor, çocuklar yarınsız bir neşeyle koşturuyordu. Kilisenin çan sesi soğuk havada dalga dalga yayıldığında, güneşun ölgün ışıkları hala üzerlerindeydi. Odunları karısı ve kızıyla birlikte el birliğiyle kestiler. Akşam karanlığı çöktüğünde yorgunluk bedeni ele geçirmişti. Ancak o gece uyku, Lautard için bir dinlenme değil, dehşet verici bir görü olacaktı.

Mehmet Söğüt

Benzer Haberler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu Yazıda Dikkatinizi Çekebilir!
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün