70’Lİ YILLAR DEVRİMCİ HAREKETİ VE MAYIS AYI

Ön yargılardan arınmış bir yazı.

Evet; 70’li yıllar denince, bize somut ve net olaylar dizisinden söz ederiz. Bu kuşak dünya ve Türkiye solunda bir ayrıcalıktır. Ayrıca mayıs ayı Türkiye solunda özel bir öneme sahip. 70’li yıllar devrimci marksist kuşağı tarihi eskidikçe anlamı ve önemi dahada büyümektedir. Bu dönem evrensel bir olgudur ve çok anlamlıdır. Onları anmak, özgün bir tarihin öğrettikleri üzerinden düşünmek her bakımda doğru bir yöntemdir

70’li yılların devrimci solu, tutucu değil, tutkuyla davasına bağlıydılar, özgün olanın yoldaşı oldular. Türkiye somutunda 70’li yıllar troykası ilkelerine sınırsız bir aşkla bağlıydılar. Bu ulvi davaya aşık olunmadan, bir referans olunamayacağının bilincindeydiler. Militan sosyalist bir kimliğin sembolu oldular. Açıkçası 70’li yıllar kuşağı sol dünyasına yeni bir hayat tarzı dayattı, farklı bir kavganın yolunu açtı, gerektiğinde davaları için ölüme “hoş geldi sefa geldi” diye başını dik tuttular. TEK KELİMEYLE İKTİDAR MÜCADELESİNDE RADİKAL SOL DÜNYASINDA BİR REFERANS OLDULAR. Çünkü bir tarihe özel bir iz bıraktılar. Onları anmak, onlardan öğrenmek ve direniş çizgilerini yaşatmaktır.

Ölüm kadar güçlü bir aşk fikrini yeniden işlediler hayatlarıyla. Bunu yaşamlarıyla ödeyerek ispatladılar. Marksizmdeki radikalizmin evrensel boyutunu bir kez daha canlandırdılar. Korkmadınlar, en zor durumlarda bile direniş seçenek olarak gördüler. Devletle hesaplaşmayı hedeflerine koydular. Bu bağlamda yeni tarihin altına imaz atılar.

70’li yıllar hareketi aynı zamanda bir gerilla mücadelesiydi. Sistemin arkasında şu veya bu şekilde duran solun reformist ve uzlaşmacı kesimine karşı duruş alan radikal bir militan hareketiydi. Sistemden kopmak için radikal bir çizgiyi hayatlarıyla ödediler. En zor anlarda bile, hiç bir özel çıkar istenmeksizin, yoksul halkın davasını onurlu bir şekilde savundular.Mayıs ayı militanların düşmana diz çöktürdüğü, işkencede direniş destanlarının yazıldığı, ölüm sehpalarına zafer marşlarının haykırıldığı aydır.

70’li yıllar hareketi, uzlaşmacı ve pasif demokratik sınıf zeminini terk ederek, toplumsal çelişkilere sınıf perspektifi ile baktılar. Sistem içinde duran aydın geleneğine karşı bir tavır gösterdiler. TC ile uzlaşmayı değil, mücadeleyi temal alan bir vizyonunu ürettiler.

70’li yılların devrimci kuşağı, faşizme karşı,yüksek derecede bir savunma refleksi göstererek inanılmaz bir tarihi yazdı. İşkenceye, idama, kısacası ölüme meydan okudular. BU ONURLU TARİH, BİZİM EN BÜYÜK HAZİNEMİZDİR.

70’li yıllar kuşağın felsefesini anlamak kolay. Ayrı örgütlenmelere sahip olmalarına rağmen, biri diğeri için ölümü göze almaktan çekinmeyen yoldaşlardı. Devrim davasında dayanışmayı yüce bir referans olarak ispatlamayı eylemleriyle gerçek hale getirdiler. Teorik söylemle-pratik eylemleri arasında tam bir uyum yaratan bir tarihin yoldaşları oldular. Kimin ne kadar sosyalist olduğuna dair bir tartışma doğru değildir. Yada kimin ne kadar Kemalist olduğu türünde bir görüşün tartışılması çok rasyonel ve mantıklı görünmüyor. 70’li yıllar kuşağının teorik iddialarıyla-pratikleri arasında uyumlu ve anlamlı bir birliği görürüz. Onları yanlış bir espri içinde tartışmak doğru değildir. Onların pratikte çıkardıkları sesi, tarihsel bir değer içinde düşünmek gerekir.

Ben nedense 70’li yıllar kuşağı üzerine ne zaman bir yazı yazmaya başlasam duygusallığım yapacaklarıma engel olur. Gözyaşlarım klavyenin üstüne iradem dışında dökülmeye başlar.

70’li yıllar kuşağını gerçek manada anlatmak ve izah etmek ve bugüne referans göstermek çok çok önemlidir. İdama giderken yaşasın sosyalizm diyen, yoldaşları için ölümü göze alan devrim militanlarından, işkencede ölüme meydan okuyan bir nesilin tarihinden söz ediyoruz. Bu genç devrimcilerin bir tek suçu, halkını çok sevmiş olmalarıdır. Her biri ender ve eşi bulunmayan kişilerdi. Çok temiz değerlerdi onlar. İdealist bir dünyaları vardı, bir o kadarda devrimci bir kişilik taşıyorlardı.

70’li yılların kuşağı delikanlı bir ruha sahipti. Son derece saf ve temiz bir kuşaktı. Tek suçları Emperyalizme ve yerli işbirlikçilere karşı mücadelede kararlı duruşları oldu. Bu kuşağı anlamak, karşı devrimci güçlerle mücadelede silahlı direnişin önemini kavramaktır. Onları anmak bir tarihin gerçeği ile yeniden yüzleşmektir ve kavgada yeniden yaşatmaktır. Onlar Türkiye’de deli bir rüzgarın esmesinde, bir tarihi temsil ediyorlar. Egemenlerin kendi iktidarlarını korumak için ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha gösterdiler. Devrimci direnişlere karşı, egemen küresel burjuva sınıfı politikası her yerde aynıdır.

70’li yıllar kuşağı ütopik militanlar dı, bir o kadar da realistlerdi. Dayanışmayı temel alan bir mücadele içinde oldular. Eylemden eyleme koştular. Kürtçe slogan attılar, kürtçe şiirler okudular. Pancar, fıstık, tütün, haşhaş mitingleri hazırladılar ve köylülerin toprak işgalini sahiplendiler. Nerede bir adaletsizlik varsa orda oldular. Hiçbirinin özel bir problemi yoktu. Gençliğin sesi oldular, yürüdüler ABD’ye karşı. Halkı için ölümü göze alacak kadar ulvi değerler taşıyorlardı. Anlamışlardı devrimci mücadelede kitlesel direnişleri ve silahlı mücadelenin önemini. 70’li yıllar kuşağı solun dünyasında unutulmaz değerler içinde referans olmaya devam edecek.
Celal Peköz

Benzer Haberler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün